|
||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
| <<Önceki
|1/8|
|
||||||
ATATÜRK
Bayrak
30 Ağustos
2070'den Mektup
SENİ UNUTMAYACAĞIZ
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
İşteeeeeeeee... TİKTAKNAZ!!!!!
Başlıksız
Arkadaşlarım |
Atatürk'ün HayatıMustafa Kemal Atatürk (1881-1938) Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. 1. Siyasal Devrimler: Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. 1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü. Not:www.turizm.gov.tr'den alıntıdır. Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Yorum ( 4 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
>> >>2070 yılındayız. 50. yaşımı yeni kutladım ama ben 85 yaşında bir adam gibi >>görünüyorum. Yeterli su içemediğim için böbrek hastasıyım. Yaşayacak fazla >>vaktim kaldığını sanmıyorum. Toplumumuzdaki yaşlı insanlar arasındayım. >> >>5 yaşında küçük bir çocuk olduğum günleri gayet iyi hatırlıyorum. >>Parklarda yüzlerce ağacın olduğu, evleri kocaman bahçelerin kuşattığı >>günlerdi o günler. Dilediğimizce duş yapabiliyorduk. Oysa bugün sadece >>derimizi özel yağlı havlularla silerek temizlenmeye çalışıyoruz. >> >>Önceleri kadınlarımızın harika uzun saçları vardı. Oysa şimdi su >>kullanmadan temiz tutabilmek için kadını erkeği saçlarımızı kazıtmak >>zorundayız. Eskiden babam evimizin bahçesinde hortumla arabamızı yıkardı. >>Şimdi çocuklarım suyun bu türlü pervasızca kullanılabileceğini kabul bile >>edemiyorlar. >> >>Küçükkken her tarafta "SUYU KORUYUN, İDARELİ KULLANIN" yazan afişler >>vardı. Televizyon ve radyolar sık sık bu konuyu gündeme getirir, insanları >>uyarırdı. Ama hiç kimse aldırış etmedi. Hepimiz suyun sonsuza kadar >>yeteceğini sandık. Oysa şu anda tüm nehirler, göller, yeraltı suları, >>barajlar kurumuş durumda. >> >>Endüstri durma noktasında, işsizlik korkunç boyutlarda. Çalışanlar >>maaşlarının bir kısmını içme suyu olarak alıyorlar. Bir kavanoz su için >>suç işleyenlerin sayısı hergün artıyor. Yiyeceklerin %80'i sentetik. >> >>Eskiden insanlara günde 8 bardak su içmeleri önerilirdi. Bugün ise yarım >>bardaktan fazla içme şansım yok. Tek kullanımlık giyeceklerimiz var. Bu da >>atık madde miktarını büyük ölçüde artırıyor. Tuvalet için özel tanklar >>kullanıyoruz çünkü su kaybından dolayı kanalizasyon sistemi >>çalıştırılmıyor. >> >>İnsanların dış görünüşleri içler acısı. Susuzluktan kurumuş, kırışmış >>vücutlar, ozon tabakasının yok denecek seviyeye gelmesinde sonra oluşan >>yüksek radyosyon nedeniyle büyük lekeler. Deri kanseri, bağırsak >>enfeksiyonları, böbrek hastalıkları ölümlerin başlıca nedenleri. >> >>Derideki kuruluk nedeniyle 20 yaşında 40 yaşında görünen insanlar >>dolaşıyor etrafta. Bilim adamları üzerinde çalışıyor ama henüz bir çare >>bulmayı başaramadılar. >> >>Su üretilemiyor. Ağaçların yok olmasyla birlikte oksijen ve bitkisel >>gıdalarda yok olmakta. Bu da insan zekasının giderek durgunlaşmasına neden >>oluyor. >> >>Erkeklerin sperm morfolojisi şekil değiştirmiş durumda. Bebekler >>genellikle zeka gerilikleri, şekil bozuklukları ile beraber doğuyorlar. >> >>Yetişkin her insan günlük 137 m3 hava için para ödemek zorunda. Bu parayı >>ödeyemeyenler, güneş enerjisi ile çalışan mekanik ciğerlerde üretilen hava >>üflenen bölgelere alınmıyorlar. Hava kalitesi iyi deği ama en azından >>insanlar nefes alabiliyorlar. Ortalama yaşam süresi 35 yıl civarında. >> >>Bazı ülkelerde nehir kenarlarında yeşil alanlar halen mevcut. Bunlar da >>ordu korumasında. Su altın ve gümüşten daha değerli bir servet artık. >> >>Yaşadığım yerde hiç ağaç yok. Çünkü yağmur yağmıyor. Arasıra serpiştiren >>de sadece asit. Mevsimler yok oldu denilebilir. >> >>Çevreye sahip çıkmamız konusunda çok uyarıldık ama hiçbirimiz aldırış >>etmedik. >> >>Bazen oğlum çocukluğumu anlatmamı istiyor. Ona yeşil tarlaları, yağmuru, o >>güzelim çiçekleri, içemeyeceğimiz kadar çok suyu ve sağlıklı insanları >>anlatıyorum. Oğlum dinliyor, dinliyor ve soruyor: "Baba, peki bu suya ne >>oldu?" İşte o zaman sanki boğazım sıkılıyor. Çünkü suçlu olan neslin >>üyesiyim. Çevreyi hiçe sayan, uyarılara kulan asmayan bir neslin ferdiyim. >>Ve şimdi bu büyük suçun faturasını bizim çocuklarımız ödüyor. >> >>Yakın bir gelecekte, geri dönülmez bir noktaya gelen bu çöküş Dünyayı >>üzerinde yaşanılamaz hale getirecek. Ah keşke elimde bir güç olsa ve >>geçmişe dönüp insanlara "Dünyayı kurtarmak için hala bir şansınız var!" >>diyebilsem." BU MEKTUP 2003 YILINDA YAZILDI 2003YILINDA KÜRESEL ISINMA TAMAMEN ÖNLENEBİLİRDİ Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti |
|||||
Copyright © 2007 Herşey sizin elinizde! | Tasarım: Pardus007 | Login |RSS |
||||||